M.Ö. 4. YÜZYIL KENTLERİ : Khyton ve Nesos (405-350/340)
İonia ayaklanması sonrasında anakaradaki kenti terkeden Klazomenaililerin adadaki yerleşmelerinin M.ö. 4. yüzyıl boyunca da sürdüğü antik kaynaklardan bilinmektedir. Aristoteles’in “adadakilerle Khytron’da oturanların anlaşamadığı Klazomenai’de" (Pol.V.2.12); Ephoros’un XIX. kitabından aktarma yapan Stephanos Byzantios’un “Klazomenai’den ayrılanlar anakarada Khyton adı verilen yeri iskan ettiler" şeklindeki ifadeleri ve Kral Barışında Pers kralının “adalardan Klazomenai’nin" kendisine bırakılmasını istemesi adada yaşamın sürdüğünü göstermektedir. Karantina adasında yapılan küçük sondajda yaklaşık M.ö. 375-350 arasına tarihlenebilecek malzeme içeren ve belirgin bir mimari ile ilişkilendirilemeyen bir tabaka açığa çıkarılmıştır.
Antik kaynakların verdiği bilgilerin işaret ettiği diğer bir yerleşmenin, aynı tarihlerde anakarada kurulduğu anlaşılmaktadır [resim 07-27]. Khyton yanısıra Khytrion veya Khytron olarak da anılan bu yerleşmenin gerçek adı, Atina’da ele geçen ve o döneme ait en sağlıklı kanıt olarak kabul edilebilecek antlaşmada anıldığı gibi Khyton olmalıdır. Khyton’un yerini Strabon “Hypokremnos’dan sonra eski zamanlarda Klazomenai’nin bulunduğu yer olan Khytrion’a ulaşılır" (XIV.1.36) şeklinde tanımlamaktadır.
Anakarada yapılan çalışmalarda hemen tüm yerleşme alanlarında, bu arada FGT ve HBT sektörlerinde [resim 01-06] çok yoğun olarak M.ö. 4. yüzyıl tabakalarına rastlanmıştır [resim 07-23]. FGT sektöründe daha sağlıklı olarak izlenebilen ve birden fazla yapım evresi içeren M.ö. 4. yüzyılın bu sivil yerleşim yeri Khyton olmalıdır. Etimolojik olarak da “yığma tepe"den türemiş olan sözcük, eski kentin yer aldığı höyük ve civarına verilen “topos" adı olmalıdır.
Khyton’daki yerleşimin tarihi
Birbirlerinden 30-40 cm.lik kod farklarıyla ayrılan üç ana yapım evresi içeren yerleşme [resim 07-06] arkeolojik malzemenin işaret ettiğine göre M.ö. 5. yüzyılın sonlarında kurulmuş olmalıdır. Eski kent alanında yaklaşık 100 yıllık bir yerleşme boşluğundan sonra izlenebilen ilk buluntular Attika kırmızı figür ressamlarından Meidias Ressamı ve çevresiyle çağdaştır [resim 07-01].
Klazomenai kentinde Atina yanlısı demokratlarla Sparta yanlısı oligarkhların arasındaki anlaşmazlığın varlığı ve Atina’nın M.ö. 413’deki Sicilya bozgunu sonrası oligarkhların anakarada Polikhne isimli yerleşimi tahkim etme girişimleri bilinmektedir (Thukydides, VIII. XIV.3). Bu başarısız girişimden sonra da oligarkhların ayrılma isteklerinin devam ettiği anlaşılmaktadır. Pers kralı Artakserkses’e karşı ayaklanma hazırlığındaki Kyros’la ittifak içindeki Sparta’lı komutan Lysandros’un M.ö. 405/404’de Samos dışında hemen tüm Batı Anadolu kıyılarında kurduğu Sparta hakimiyeti, arkeolojik verilerle bir arada değerlendirildiğinde Khyton’un kuruluş evresine işaret ediyor olmalıdır. Kyros’un Kunaksa’daki yenilgisi Spartalılarla Perslerin arasındaki ittifakın da sonu olur ve Pers kralı Batı Anadolu’daki oligarkhları cezalandırarak demokratları destekler. FGT sektöründe açığa çıkarılan ev parsellerinin çoğunda, yapılaşmanın yaknızca dar alanlarda izlenmesi ve bitirilememiş duvarların görülmesi, ilk yapı evresinin kısa ömürlü olduğunu göstermektedir [resim 07-02] . Bu evre olasılıkla M.ö. 401 yılında son bulmuştur.
M.ö. 396’da Sparta kralı Agesilaos’un Batı Anadolu seferi ve Sardeis satrapı Tissaphernes’i bozguna uğratışı kalıcı bir Sparta hakimiyetine dönüşememiş, Agesilaos M.ö 394’de ülkesine geri dönmek zorunda kalmıştır. Aynı yıl Sparta donanması Knidos’ta bozguna uğrar. Khyton’daki ikinci yapı evresi [resim 07-03] yapılaşmanın tüm ev parsellerini kapladığı, olasılıkla artan nüfus nedeniyle bazı ev parsellerinin ikiye bölünmek zorunda kaldığı, HBT kuzey sektörü buluntularının gösterdiği gibi sur dışı düzensiz yerleşimlere gerek duyulduğu bir evredir. Anakaraya yoğun ilginin gözlendiği bu evrenin Spartanın çok kısa süren bu hakimiyeti sırasında yaşanması beklenmemelidir. İkinci yapı evresinde bir çok evde gözlenen onarım izleri ve taban yükseltmeleri de, en azından iki yıldan daha fazla sürmüş bir evreye işaret etmektedir.
Atina’da ele geçen M.ö 387 tarihli bir dekret (Insch.v.Eryth.II, No.502) Klazomenai tarihine önemli ipuçları sağlamaktadır:
“Theodotos arkon, Erkhialı Philagros’un oğlu Paramythos’un yazmanlığı sırasında halk şu kararları alır; Theodotos arkon, prytaneia Kekropis phylesinde, Paramythos katip, Daiphron halk kurulunun başkanıdır; Poliagros, şu teklifi yapar: Atina Devleti’ne önceleri olduğu gibi şimdi de bağlı olan Klazomenai halkı övülmelidir. Ancak, istekleri hakkında halk şu kararları vermiştir:
Thrasyboulos’un %5’lik vergisini ödeyen Klazomenaililer, Khyton’dakilerle barış ya da savaş yapma konusunda ve Khyton’dakilerin arasından ele geçirdikleri rehineler hakkında, kendi başlarına karar vereceklerdir.
Atinalılar, Klazomenai halkının onayı olmadan, kaçakları geri getirmeye veya kentte kalanların hiçbirini dışarı atmaya yetkili değillerdir.
Kentte komutan ve garnizon bulunup bulunmayacağına Klazomenai halkı bizzat karar vermeli ve bunu kabul edip etmeme konusunda halk oyuna gidilmelidir.
Klazomenaililer, tahıl aldıkları Phokaia, Khios ve Smyrna şehirlerinden doğrudan ithalat yapma hakkına sahiptir.
Dionysos / Leontikhos emrindeki komutanlar, Klazomenaililer’in Atinalılar gibi Pharnabazos ile bu tür anlaşmalar yapmalarını sağlamalıdırlar.
Halk şunu da kabul eder: Klazomenaililer (Thrasyboulos’un %5’lik vergisi dışında) başka vergi ödemek ve kentte ne garnizon ne de komutan kabul etmek zorundadırlar. Klazomenaililer, Atinalılar ile aynı haklara sahip olacaklardır"
Atina’da ele geçen ve M.ö 387 tarihli bu dekret “Klazomenaililer, Khyton’dakilerle barış ya da savaş yapma konusunda ve Khyton’dakilerin arasından ele geçirdikleri rehineler hakkında, kendi başlarına karar vereceklerdir" diyerek bu tarihte Kyhton’da bir yerleşmenin varlığını göstermektedir. Adadakilerin tahıl sıkıntısı içinde olmaları ve Atina’dan “doğrudan tahıl ithalatı" yapma izni almaları da anakaradaki tarım alanları üstünde hakimiyetlerini kaybettiklerini göstermektedir. Atina’lı komutan Trasyboulos’un M.ö. 399/8’deki Batı Anadolu seferinden sonra ve M.ö. 387’deki dekretten önce Khyton’daki ikinci yapım evresi kurulmuş olmalıdır. M.ö.387/6’daki Kral Barışı (Antalkidas Barışı) sırasında Sparta-Pers ittifakı tekrar tesis edilmiş ve Büyük Kral Artakserkses II “adalardan Kıbrıs ve Klazomenai’nin" kendi egemenliği altında kalmasını istemiştir. Stratejik bir konumu olmayan Klazomenai üstüne gösterilen hassasiyet, kent içi anlaşmazlıkta Büyük Kral’ın, müttefiki Spartalıların yandaşı olan oligarkhları kollamasında yatıyor olmalıdır. Barışın verdiği güvence ikinci yapı evresinde yoğunlaşan nüfusu da açıklamaktadır.
Aineias Taktikos’un “Kentte de işbirlikçileri olan Klazomenai’li Python, günün en sakin saatlerini dikkatlice kollayıp, planının bir parçası olan pithos yüklü arabalar sayesinde Klazomenai kentini ele geçirir: Arabalar şehir kapılarında durunca –bu sırada paralı askerler şehirden uzak olmayan bir yere, kapıların yakınlarına gizlenmişlerdir-, içerdeki müttefiklerin de yardımıyla, vatandaşların bir kısmına görünmeden, bir kısmından da daha atak davranarak kenti ele geçirirler"( XXVIII. 5-6) şeklindeki ifadesinde sözü geçen kent Khyton olmalıdır. Henüz adayı karaya bağlayan yol yapılmadığına ve adanın bu dönemde surları olmadığına göre, arabalarla gidilip kapısı hileyle açılabilecek, askerlerin de yakınlarda pusuya yatmış olabileceği yer anakarada aranmalıdır. Satrap ayaklanmaları (M.ö.366-356) sırasında yaşanan bu olay ikinci yapı evresinin yıkım tarihine işaret etmektedir.
Son yapı evresi [resim 07-04] önceki evrenin planlarında önemli değişikler yapılmadan, bir kaç küçük yenilikle önceki evrenin düzeninin korunduğu bir evredir. Olasılıkla iki evre arasında büyük bir zaman farkı yoktur. Phyton’un kente hakim olduğu bu dönem de pek uzun sürmemiş, satrap ayaklanmalarının bastırılması sonrasında, yüzyıl ortalarında, Atina-Sparta çekişmesinin de sonlanmasıyla, halk tedrici olarak anakarayı terkedip adaya dönmüş olmalıdır. Son yapı evresinin subasman duvarlarının çoğu kez bilinçli olarak sökülmesi de, adaya taşınanların tekrar kullanılabilir malzemelerini yanlarında götürmeleriyle açıklanabilir.
Kentin terkinden hemen sonra, yaptığı işin doğası gereği yerleşim alanları uzağında kurulması beklenen bir iş kolu olan seramik atölyesinin, Khyton’da faaliyete geçtiği açığa çıkarılmıştır. Eski evlerin duvarlarını yer yer sökerek kendi kaba taşlı duvarlarını kuran ve kent planını bozarak [resim 07-05] alana yerleşen seramik atölyesinin de, ele geçen arkeolojik malzemeye göre M.ö. 4. yüzyıl üçüncü çeyreğinden sonra faaliyetini sürdürmediği anlaşılmaktadır. Makedonya kralı Aleksandros’un himayesinde adanın bir yolla anakaraya bağlandığı bilinmektedir. Bu yolun inşası sonrasında anakarada yerleşimin tamamen terkedildiği sanılmaktadır.
Kent planı
FGT sektörü kazılarında açığa çıkarılan M.ö. 4. yüzyıl kentinin ızgara planlı düzenli bir kent olduğu ortaya çıkmıştır [resim 07-07]. Klazomenai’de açığa çıkarılan kent, eskiçağ dünyasında ilk uygulamayı Miletoslu Hippodamos'un yaptığı kabul edilen ızgara planın Anadolu’da arkeolojik olarak incelenebilen en eski örneklerinden biridir. Kentin bir siyasi ünite haline gelmesi sonrasında, demokratik yönetimin bir ilkesi olan vatandaşların eşitliğinin konut alanları bazında da uygulanması bu tip planları doğurmuştur. Klazomenaili oligarkhlar, bu demokratik anlayışı kentlerine yansıtmıştır. Birbirini dik açılarla kesen cadde ve sokaklarla sınırları belirlenmiş insulalarda, eşit büyüklük ve sayıda konut parselleri ayrılması hedeflenmiş, kentin kurulmasından önce bu mantığa uygun bir kent planı hazırlanarak büyük bir ustalıkla araziye aktarılmıştır. Klazomenai’de henüz açığa çıkarılmamış olan kamu yapılarının da insula düzenini bozmadığı, önemleri oranında insulalarda belli miktarda parseli ya da insulanın tümünü kapladığı, Hippodamos tarzında kent planının uygulandığı başka kentlerden bilinmektedir.
Khyton’da kısıtlı alanlarda yürütülen ve halen süren kazılarda doğu-batı doğrultusunda bir ve kuzey-güney doğrultusunda iki sokak açığa çıkarılmıştır [resim 07-08]. Tüm sokaklar 3,85 m. ile eşit genişliktedir. Bu sokaklardan hiç biri, benzer plana sahip diğer kentlerde karşılaşılan, standart sokaklara göre daha geniş olarak tasarlanan ana cadde niteliği göstermemektedir. Sokakların sınırladığı insulalar 27,6 m. genişlikte ve şimdiki bilgilerle en az 75,45 m. uzunluktadır. Henüz doğu-batı doğrultusunda ikinci bir sokak açığa çıkarılamadığı için insulaların daha uzun olup olmadığı kesin olarak söylenememektedir. İnsulalarda doğu-batı yönünde iki ve kuzey-güney yönünde en az üç ev vardır. Dolayısıyla her insula en az altı evden oluşmaktadır. Her ev için ayrılan alan 13,5 x 25,10 m.dir. Bu ölçüleriyle döneminin bilinen en büyük evleri arasında yer almaktadırlar. Batıdaki MGT sektöründe ortaya çıkarılan ve kent planıyla uyumlu sokak kaldırımı ile doğudaki K.Elmalı tarlasında bulunan, iki parselin ortak duvarı, kentte en az 18 insulanın varlığına işaret etmektedir. Kentteki gerçek insula sayısının çok daha fazla olması beklenmelidir.
Yapı teknikleri
Evlerin genel mimari konstrüksiyonu arkaik dönem evlerinden pek farklı değildir [resim 07-09]. 30-40 cm derinliğindeki taş temellerin üzerine, dengeli bir düzlem oluşturmak için toikhobat adıyla anılan düzgün levhalar yerleştirilmiştir. Suyun yıpratıcı etkilerinden korunmak amacıyla toikhobat üzerine, yerel Urla taşlarından yontulmuş bloklarla 30-50 cm.lik bir subasman duvarı çıkılmış [resim 07-10], yaklaşık 40 cm genişliğindeki bu duvarın üzerine ise kerpiç bloklarla devam edilmiştir. Tabanlar sıkıştırılmış toprak ya da kille güçlendirilmiş, zaman zaman nemden korunmak amacıyla taş dolgularla taban yükseltmeleri yapılmıştır. Özellikle son yapı evresinde, andronitis olması muhtemel, özenilmiş mekanlarda kireç harcı ile kaplanmış düzgün tabanlar da kullanılmıştır. Avlu gibi açık alanlarda ise, hem yağmur suyunun hem de buralarda yer alan kuyulardan gelen kullanım suyunun zemini bozmaması için plaka taşlarla yapılmış özenli döşemeler tercih edilmiştir [resim 07-11]. Kerpiç duvarların sıvalarının ise bir çok mekanda beyaz, sarı ve kırmızı renkler içeren stucco ile kaplandığı izlenmektedir. Bunların bazan profillendirilmiş ve iki renkli örneklerinin ele geçmiş olması, basitçe de olsa desenler içerebildiklerini düşündürmektedir.
Khyton'un kuruluş evresindeki evlerinin, 340 metrekarelik alanları ile çağdaşlarına göre oldukça büyük olmaları, ikinci bir kata gerek duyulmayacağını düşündürmektedir. İkinci bir katın varlığına ilişkin herhangi bir ize kazılar sırasında da rastlanmamıştır. Ancak ikinci yapım evresinde bazı parsellerin bölünerek ev alanlarının küçülmesinden dolayı, ikinci bir kata gerek duyulmuş olmalıdır.
Mekanların büyük çoğunluğunun çatılarının kiremitle kaplı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kiremit enkazlarında izlenen heterojen yapı, bazı mekanların da düz toprak damlı olabileceğini akla getirmektedir. Oluklu ve saçaklı kiremit, opaion gibi çatının belli yerlerinde kullanılan ve görece ender rastlanan kiremit örneklerinin ele geçmesine rağmen, mahya kiremitlerinden hiç bir örneğin bulunmaması, kentte çift eğimli çatı tipinin kullanılmadığını; tüm çatıların tek eğimli olarak planlandığını düşündürmektedir [resim 07-09].
Sokaklarda ise her evin kendi yaptığı, dolayısıyla kamusal olarak planlanmamış kaldırımlar vardır. Bazı ev sakinleri özenmiş ve kaldırımı taş döşeli yapmış, bazılarıysa küçük bir destek duvarı ve sıkıştırılmış toprakla yetinmiştir [resim 07-13]. Sokağın kaldırımların dışında kalan orta kısmı ise taşıt trafiğine elvermeyecek kadar dar ve üstü örtülü olamayacak kadar geniş bırakılmıştır. Olasılıkla atık suların drenajını sağlayan bir oluk görünümündedir.
Evler bir avlunun çevresinde yer alan, küçük bir kapı dışında dış dünyayla ilişkisini kesmiş kapalı birimler olarak tasarlanmıştır. Avlular sıklıkla taş döşelidir ve bazılarında kuyular, bazılarında damdan akan yağmur suyunun toplanabileceği küçük sarnıçlar vardır. Kış güneşinden azami yararlanmak ve İonia’nın sıcak yaz güneşinden korunabilmek için evlerde ana mekan parselin kuzeyine yerleştirilmiştir, cephe güneye bakmaktadır [resim 07-16]. Burada ev halkının günlük yaşamını sürdürdüğü oikos adlı bölümün yanısıra, dönemin ünlü şölenli erkek toplantılarına ayrılmış andronitis (selamlık) kısmı da yer almaktadır. Evlerin güneyinde yer alan bölümlerinin, mevcut buluntular ışığında işlikler olarak değerlendirilmesi uygun görülmektedir [resim 07-14]. Bunlardan birinde ele geçen çok sayıda küçük kase ve oinokhoe [resim 07-15], bir diğerinde görülen çok sayıda tezgah ağırlığı yapılan işlerle ilişkili olmalıdır.
Yapı evreleri
Khyton’daki yapı evrelerinin hiç birisi yıkımla son bulmamıştır. Nadir örnekler dışında ev tabanlarında in situ malzeme çok sınırlıdır. Politik dengelerin değişimi sonucu, Khyton sakinlerinin eşyalarını ve tekrardan kullanılabilir malzemelerini yanlarına alarak yerleşimi terkettiği anlaşılmaktadır. Onları anakarayı terke zorlayan adadaki demokratlar ise, evleri tekrar kullanılmayacak ölçüde yıkmakla yetinmiş olmalıdırlar. Daha sonraki dönüşlerde, eski kent alanı temizlenmemiş, kerpiç enkaz basitçe tesviye edilmiş, sıklıkla eski duvarlar küçük onarım ve eklerle tekrar kulanılmıştır.
Bilinen üç yapı evresinden ilki [resim 07-02] pek güçlü değildir ve bazı parsellerde yalnızca çok küçük mekanlar kullanıma açılmıştır. Öte yandan incelenen evlerden ikisinin özenli işçiliği, Khyton’daki en özenli mimari işçiliğin kuruluş evresinde izlenebileceğini göstermektedir. İnsula'lardan birisinde iki evi ayıran duvarın köşe toikhobatı yerleştirilmiş, ancak devamı getirilmemiştir. Belki de bu ilk evre planlandığı şekliyle hayata geçemeden terkedilmek zorunda kalınmıştır. İkinci yapı evresi [resim 07-03] ise çok daha gelişkindir. Bu evrede kent nüfusunun birden arttığı, bazı evlerin arsalarının ikiye bölündüğü, hatta HBT sektörü kuzeyinde yapılan sondajlarda izlendiği gibi, olasılıkla sur dışında, düzensiz bölümlerin de geliştiği görülmektedir. Parsellerdeki bölünmenin zaman zaman komşu parsele taşmalara ve bu anlamda planın bozulmasına yol açtığı izlenimi edinilmiş, ancak bu durum henüz sağlıklı olarak sınanmamıştır. Bu evre içinde bir çok mekanda taban yükseltmeleri gözlenmiş, ev içi planlamalarda küçük değişiklikler yapıldığı anlaşılmıştır. Bu gözlemler, ikinci yapı evresinde görece olarak uzun bir süre yaşandığını düşündürmektedir. Son yapı evresi [resim 07-04] ise ev planlarında bazı tadilatlar yapılmakla birlikte, önceki evrenin ev planının devamı gibi görünmektedir. Bir çok örnekte bu evreye ait subasman taşlarının özenle sökülerek götürüldüğünün gözlenmesi, bu evrenin terkedilmesinin bir anda değil, tedrici olarak yapıldığını düşündürmektedir.
Buluntular
M.ö. 4. yüzyılın Attika üretimi kırmızı figürlü ve siyah firnisli seramiği [resim 07-17; 07-19] Khyton’daki yerleşmenin, tarihi olaylar ve antik kaynaklarla uyumlu olarak, yüzyılın üçüncü çeyreği içinde sona erdiğini göstermektedir. Yerleşmede açığa çıkan, aralarında Attika taklidi siyah firnisli seramiklerin de bulunduğu yerli üretim seramiklerin [resim 07-18], yapım evrelerine göre oluşturulacak kronolojisi, göreceli olarak az tanınan M.ö. 4. yüzyıl seramiği için sağlam dayanak noktaları oluşturabilecektir.
Klazomenai’nin sıklıkla koç protomlu ya da gövdeli M.ö. 4. yüzyıl bronz sikkelerinin diğer yüzlerinde tanrıça Athena yer almaktadır. 1998 kazılarında evlerden birinde geç evre enkazının kaldırılması sırasında küçük bir olpe içinde ele geçen 149 gümüş sikke [resim 07-20] dönemin tarihine yeni bir ışık tutabilecek gibi görünmektedir. Buluntu kodu ve olasılıkla seramik atölyesiyle çağdaş bir çatı kiremiti enkazının altında ele geçmeleri, son yapı evresi ya da seramikçi atölyesinin terki sırasında gömülmüş olabileceklerini düşündürmektedir. Bu definenin içinde Atina tetradrakhmileri; denetleyici memurun adının da belirtildiği kuğulu/Apollon tasvirli Klazomenai tetradrakhmileri [resim 07-22]; aynı şekilde düzenlenmiş Klazomenai drakhmileri; bir Khios drakhmisi; gene Klazomenai üretimi, arkaik geleneği devam ettiren ön yüzleri kanatlı domuz protomu tasvirli, arka yüzleri quadratum incisum baskılı 11/2 obolosluk sikkeler yer almaktadır. Daha önceden bilinmeyen, yeni memur isimlerinin de bulunması dikkat çekmektedir. 1960’lı yıllarda Kalabak mevkiinde bulunarak yurt dışına kaçırılmış kuğulu/Apollon tasvirli tetradrakhmileri içeren defineyle birlikte, M.ö. 370-340 yıllarının kronolojisine yeni katkılar yapabilecekleri düşünülmektedir.
HBT sektöründeki büyük yapı
Tyran Python’un anakaradaki M.ö. 4. yüzyıl kentini zaptetmesiyle, kentteki mekansal eşitlik bu zorba ile bozulmuş görünmektedir. HBT sektöründe ele geçen ve başlangıçta sur olabileceği düşünülen düzgün duvarların, M.ö. 4. yüzyıla tarihlenen bir sarayın istinat duvarları olabileceği anlaşılmaktadır [resim 07-25]. Yapı kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir teras duvarı tarafından düzleştirilmiş bir alan üzerinde inşa edilmiştir. Duvarın alt kısımlarındaki taşlar düzgün kesilmiş, yerli olmayan kayaçlardan yontulmuş bloklarla yapılmıştır. Duvarın üst kısımları ise düzgün, ancak daha küçük boyutlu ve yerel kireç taşı kullanılarak inşa edilmiştir. Yapının doğu sınırını oluşturan duvarın 1,30-1,40 m. genişlikteki toikhobat blokları çok özenlidir. Bu boyutlarıyla yapının sıradan bir konut olmadığı anlaşılmaktadır. Doğu duvarı ile teras duvarı arasında kalan 2,5 m.lik açıklık bir gezinme alanı olarak bırakılmış olmalıdır. Yapının güney duvarı ise 0,95 m. kalınlıkta ve dış yüzü düzgün kireçtaşı blokları, iç yüzü daha kaba taşlarla yapılmış olarak ortaya çıkarılmıştır. Duvarın iç yüzünün sıva ile kaplanmış olduğu düşünülmelidir. Kuyulardan ele geçen sarı, mavi, kırmızı ve siyah renkli stuccoların yapının iç duvarlarıyla ilişkili olması muhtemeldir. Kuzey ve batı sınırları bilinmeyen yapının iç duvarları 0,70-1,00 m. arasında değişen kalınlıktadır ve bir kısmının arkaik dönem zeytinyağı işliği üzerinde anakayaya oturtulduğu gözlenmiştir. Bir kapıyla batıdaki avluya çıkıldığı izlenmektedir. Düzgün plaka taşlarla kaplanmış avlunun ortasında 1,70 m. çaplı bir kuyunun bulunduğu [resim 07-26] ve ele geçen dağınık malzemeye göre avlunun etrafında bir drenaj sisteminin yer aldığı anlaşılmaktadır. Hellenistik dönemde yaygınlaşacak olan basileia'ların öncülerinden birisi olabilecek yapı, geniş mekanları ve avlularıyla, Klazomenai'de o zamana kadar bilinenden farklı bir dünya anlayışını simgelemektedir.
HBT sektörü kuzeyi M.ö. 4. yüzyıl tabakaları
HBT sektörü kuzeyindeki açma alanında ortaya çıkarılan, Khyton’daki düzenli kentin planıyla uyumsuz M.ö. 4. yüzyıl mahallesi, zaman zaman iki ayrı yapım evresinin gözlenebildiği, “sur dışı” bir yapılaşma olarak kabul edilmelidir. Ele geçen malzemeye göre Khyton’daki yerleşimin ikinci yapım evresiyle çağdaş olan bu kısım, Kral Barışı sonrasında oluşan güvenlik ortamında anakaraya artan talebin bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Leukai kolonizasyonu
M.ö. 4. yüzyıl Klazomenai tarihinin diğer bir yanı, İzmir Körfezi kuzeyindeki, Gediz Nehir'inin eski deltası yakınındaki arazilerde küçük bir kolonizasyon hareketine girişilmesidir. Günümüzde Üç Tepeler olarak bilinen bölgenin, eski haritalarda Kilazmanı olarak tanımlanması da bu kolonizasyonun anısı olmalıdır. Daha sonra Leukai isimli bağımsız bir kent olacak bu topraklar Klazomenai ve Kyme kentleri arasında karşılıklı hak iddialarına neden olmuş, Delphoi kahinlerinin önerisi üzerine Knidos hakemliğinde bir yarışma ile sorun çözülmüştür. Kahinler her iki kentten eş zamanlı olarak yola çıkan gruplardan, Leukai arazisine ilk varacak olanın egemenlik hakkı olacağını belirtmişler, deniz yoluyla hareket eden Klazomenaililer yarışmayı kazanmıştır. M.ö. 387 tarihli Atina dekretinde de anılan, anakarayı Khyton’dakilerin ellerinde tutması sonucu, adadaki demokratların tahıl sıkıntısı içine düşmeleri yeni tarım arazileri arayışına yol açmış, Leukai kolonizasyonu da bunun sonucunda doğmuş olmalıdır. Leukai’de kuzeye doğru genişleme eğiliminin bir diğer göstergesi de, Hellenistik döneme tarihlenen ve Temnos kenti ile toprak anlaşmazlığını yansıtan yazıttır. Klazomenai sikkelerinde M.ö. 4. yüzyılda ortaya çıkan kuğu simgesinin de, Leukai yakınlarındaki kuş cenneti ile ilişkilendirilebileceği düşünülebilir.