Ana Sayfa Konum  |  Ion kentinin kurulusu  |  Geometrik donem kenti   |  Erken arkaik donem kenti  |  Gec arkaik donem kenti  |  M.ö. 5. yuzyil kenti  |  M.ö. 4. yuzyil kentleri  |  Hellenistik ve Roma donemi kenti  |  Seramik islikleri  |  M.ö. 6. yuzyil zeytinyagi islikleri  |  M.ö. 6. yuzyil demirci isligi  |  Nekropolis alanlari  |  Yayinlar 


ERKEN ARKAİK DÖNEM KENTİ (M.ö. 650-546)

    Klazomenai’de arkaik yerleşme Pers işgaliyle birlikte M.ö. 546 civarında kesintiye uğramıştır ve kent alanı 20-25 yıl terkedilmiştir. Yerleşmede arkeolojik buluntularla izlenemeyen bu zamansal boşluktan önceki evre, erken arkaik dönem olarak ele alınmaktadır [resim 04-19].

Tarihi olaylar

    M.ö. 7. yüzyılın ortaları Kuzey İonia seramik atölyelerinin Orientalizan ya da sık kullanılan ana bezeme motifinden dolayı Yaban Keçisi Stili olarak anılan yeni bir figürlü seramik stilini üretmeye başladıkları bir dönemdir. Bu seramiğin üretimiyle birlikte, bir seramik üslubu olan “geometrik” gelenek, belli formlarda varlığını korumakla birlikte, sönmeye başlamıştır. Aynı yıllar İonialıların denizaşırı yolculuklara da giderek yoğunlaşan bir şekilde çıktıkları, Karadeniz kıyıları ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere yaygın ticari ilişkiler kurdukları yıllardır.

    Kuzeyde Thrakia’da Nestos nehrinin bereketli alüvyon ovasında, eski kaynaklara göre Klazomenai’nin M.ö. 650 civarında kurduğu Abdera, buna yakın bir tarihte Miletos’la birlikte Thrakia Khersonesos’unda kurulan Kardia, kolonizasyon hareketinin bilinen ilk örnekleridir. Miletos önderliğinde Marmara denizi ve Karadeniz kıyılarında kurulan, sayıları 70’e ulaşan kolonilerin birçoğunun kuruluşuna, diğer İonia kentleri yanısıra Klazomenai’nin de katıldığı anlaşılmaktadır. M.ö. 7. yüzyılın sonlarından itibaren Olbia, Berezan, Pantikapaion, Histria ve Keppoi gibi bir çok merkezde yoğun Kuzey İonia malzemesinin görülmesi bunu doğrulamaktadır.

    “Amasis Yunanlılarla dost olmuş, bunlardan bazılarına tanıdığı özel yararlardan başka Mısır’da yerleşmek isteyen Yunanlılara Naukratis kentini de vermiştir; gemileriyle Mısır’a uğrayan, ama orada yerleşmeyi düşünmeyenlere, kendi tanrıları için tapınma yerleri yapabilsinler diye yerler ayırmıştır. Bu tapınaklardan en büyüğü ve en çok rağbet göreni Hellenion tapınağı adıyla anılanıdır; bunu şu siteler ortaklaşa yaptırmışlardır: İonia’dan Khios, Teos, Phokaia, Klazomenai....." Herodotos’un aktardığı (II, 178) Mısır’la ilişkiler M.ö. 7. yüzyıl ortalarında, firavun Psammetikhos döneminde önce paralı asker olarak başlamış, sonra tüccar olarak bu ülkenin yüksek uygarlığıyla İonialıların karşılaşmasına neden olmuştur. Naukratis başta olmak üzere Daphne (Tell Defenneh) ve diğer Mısır merkezlerinde bulunan Kuzey İonia malzemesi bu ilişkilerin arkeolojik olarak da gözlenmesine olanak sağlamaktadır. Sütunlu anıtsal taş mimari ve anıtsal heykeltraşlığın yanısıra, özellikle Mısır’ın ölü gömme geleneklerinin Klazomenailileri etkilediği anlaşılmaktadır. Klazomenai'de bu tarihlere kadar yetişkinler yakılarak gömülürken, M.ö. 630 dolaylarından itibaren lahitlerin kullanılmaya başlaması söz konusu etkilerle ilişkili olmalıdır.

     “Ardys kırk dokuz yıl başta kaldı, yerine geçen oğlu Sadyattes on iki yıl kaldı ve ondan sonra Alyattes geldi. Bu Med'lerden Deiokes soyundan Kyarkses'e karşı savaş açtı, Kimmer'leri Asya'dan sürdü, Smyrna'yı ki Kolophon oraya bir koloni göndermişti, ele geçirdi. Klazomenai'lilere karşı asker yolladı. Ama uğradığı ağır bir bozgun yüzünden, onlardan tatsız bir hatıra kaldı kendisine...[Herodotos, I, 16]". Lydia kralı Alyattes’in Klazomenai seferini Herodotos böyle aktarmaktadır. Her ne kadar Lydialılar için bir bozgunla sonuçlandığı belirtiliyorsa da, bu sefer Klazomenaililer için de ciddi bir tehdit oluşturmuştur. Bu yüzyılın ortalarındaki Pers işgaline kadar da kentin doğu kesiminin büyük ölçüde yerleşim dışında kaldığını, şimdiye kadar gerçekleştirilen kazılar göstermektedir.

    “Lydialıların Perslere boyun eğmesinden hemen sonra, İonlarla Aiollar Sardeis’e, Kyros’a elçiler gönderdiler, Kroisos’a nasıl bağlı idilerse, kendisinin egemenliğini de aynı koşullarda tanımaya hazır olduklarını bildirdiler [Herodotos, I, 141]". Herodotos’un Perslerin Sardeis’i işgal etmelerinin ardından İonia kentleri ile ilişkilerini aktardığı  bölümde, Pers kralının İonlardan daha önce talep ettiği yardımın cevapsız kalmasından kaynaklanan öfkesine de değinilir. Söz konusu öfke ve olasılıkla Pers ordusuyla birlikte gelen çapulcuların bölgedeki istikrarı bozmaları, Klazomenaililerin kentlerini terketmelerine yol açmış görünmektedir. Yerleşmede, endüstri alanlarında ve nekropollerde, yüzyılın ortasından itibaren başlayan boşluk, kentlilerin civar köylere ve belki de yakındaki adalara kaçışıyla açıklanmalıdır.

Limantepe buluntuları

    Höyüğün üst tabakalarının geç dönemlerde gördüğü yoğun tahrip, erken arkaik katmanların incelenmesini olanaksızlaştırmaktadır. Ancak höyük kazılarında dağınık olarak elde edilen erken arkaik seramikler arasında, kentin diğer sektörlerindekilerle karşılaştırıldığında, itinalı örneklerin yoğunluğu dikkati çekmektedir [resim 04-01]. Bu örneklerin, belki de Limantepe’nin doğal yükseltisi üzerinde yer alan bir kutsal alana bırakılmış adaklar olabilecekleri düşünülmektedir.

FGT sektörü buluntuları

    FGT sektöründe [resim 04-02] M.ö. 7. yüzyıl başlarına tarihlenen apsis planlı 'F' yapısının ikinci kullanım evresiyle, bitişiğindeki 'E' avlusunun orta döşemesinin çağdaş olduğu anlaşılmaktadır [resim 04-03]. In situ malzeme olmamakla birlikte, bu düzlemlerde ele geçen en geç tarihli buluntular olan geç tip kuşlu kaseler ve yaban keçisi stilindeki parçalar yaklaşık M.ö. 650-625 yıllarına aittirler. Avlu taşlarının gelip dayandığı apsisli yapının güney duvarı boyunca, yapının iç yüzünde inşa edilen 0,40 m. genişliğindeki seki de, söz konusu onarım evresiyle ilişkili olmalıdır. Yapının erken evresine ait yanık tabakaların da seki taşları tarafından bozulması, yüzyılın 3. dörtlüğündeki onarımın diğer bir kanıtıdır. M.ö. 7. yüzyıl sonları - 6. yüzyıl başlarında 'F' yapısı terkedilmiş ve kısmen üzerine gelecek şekilde dikdörtgen planlı 'C' yapısı inşa edilmiştir [resim 04-04]. Olasılıkla ocağa ait yanık bir düzleme de sahip 'C' yapısının içinde, piramit formlu tezgah ağırlıkları, M.ö. geç 7. yüzyıl – erken 6. yüzyıla ait beyaz astarlı Khios amphorası, üç nokta rozetli kase, erken tip İonia kasesi, meanderli küçük pyksis parçaları ve geç yaban keçisi stilinde parçalar ele geçmiştir. 'E' avlusunun geç evresi de, sağlıklı bir buluntu vermemesine karşın stratigrafisine ve seviyesine bakıldığında, 'C' yapısı ile ilişkili olmalıdır [resim 04-05]. Batıda, 'C' yapısı ile arasında dar bir peristhasis bırakan 'J' yapısı ise apsis planlıdır. Yapının duvarından izlendiği kadarıyla iki ya da üç inşa evresi geçirdiği anlaşılmaktadır [resim 04-06]. Son inşa evresinde yapının apsisinin bozularak dikdörtgen plana dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Henüz yapı içinde kazı yapılmadığından, inşa evrelerine ait stratigrafik gözlemler mümkün olamamıştır. Ancak dar bir alanda ele geçen tek renkli ve tek kulplu küçük maşrapa ile benzerleri Bayraklı Athena tapınağı depozitlerinden ve HBT sektöründen bilinen, M.ö. 7. yüzyıl sonu – 6. yüzyıl başına ait olabilecek sub-geometrik karakterdeki kandil, yapının en azından 'C' yapısı ile çağdaş olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu tarihlerde apsisli ve dikdörtgen planlı iki ayrı yapı tipinin beraberce mi kullanıldığı, yoksa 'J' yapısının geç evresindeki tadilatla dikdörtgen plana bu tarihte mi çevirildiği şimdilik söylenememektedir. FGT sektöründe M.ö. 6. yüzyılın ilk yarısına ait belirgin tabakalara rastlanamaması, yukarıda anılan Alyattes seferi sonrasında kentin bu bölümünün terkedilmesi ile ilişkili olmalıdır.

MGT sektörü buluntuları

    MGT sektöründe M.ö. geç 6. yüzyıl yapılarından 'A' odasının altında izlenen mimari tabakalar [resim 05-26] M.ö. 600/590 öncesine tarihlenmektedir. M.ö. 7. yüzyıl mimarisinin izlenebildiği tabakalarında, duvar işçiliğinde kullanılan teknik farkı iki ayrı evreye işaret etmektedir. Bazıları üçgen formlu büyük bloklarla yapılarak polygonal etkisi uyandıran kısım, duvar önünde ele geçen malzemeden yola çıkılarak belirlenebildiğine göre M.ö. 7. yüzyıl başlarında inşa edilmiş olmalıdır. Buradaki buluntular arasındaki kuşlu kotyle, M.ö. 720-670 arasına tarihlenebilmektedir.

    Duvarın temelsiz olarak yapılmış ve küçük dikdörtgen taşlarla örülmüş kısmında ise tek in situ buluntu, sağlıklı tarihlemesinin pek mümkün olamayacağı gri monokhrom oinokhoedir. Bu tabakada ele geçen subgeometrik stildeki parçalar ve orta yaban keçişi stiline dahil edilebilecek figürlü bir parça, yüzyılın sonlarına işaret etmektedir. M.ö. 7. yüzyıla ait iki tabaka 0,05 m. kalınlığındaki yanık bir tabaka ile birbirinden ayrılmaktadır. Her iki evre ile ilişkili yapının, eldeki veriler ışığında dikdörtgen planlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu nitelikleriyle FGT sektöründeki plan tipinden ayrılmaktadırlar.

    Dış yüzü basit bandlarla bezenmiş küçük bir olpe [resim 04-08] içinde bulunan, on elektron stater'den oluşan define de M.ö. geç 7. yüzyıl tabakası ile bağlantılıdır. İçinde bu sikkelerin ele geçtiği olpe, Samos Heraion'u kontekstlerine göre M.ö. 7. yüzyıl sonlarına tarihlenmelidir. Geç geometrik tabakaları da kısmen bozacak derinlikteki gömünün yapıldığı döneme ait tabakanın en geç buluntuları M.ö. 6. yüzyılın ilk yıllarına aittir. Bu tarih, Alyattes’in Klazomenai seferi ile ilişkilendirilebilir ve yukarda tartışıldığı gibi kentin doğu kısmının büyük ölçüde terkedildiğini gösteren arkeolojik verilerle de uyum içersindedir. Bu define, Ephesos örnekleri dışında, bilimsel kazılarla açığa çıkarılan tek elektron sikke definesi olmasıyla önem taşımaktadır. Ayrıca, aynı kalıptan çıkmış üç sikkede izlenen, ellerinde bir kantharos tutarak tokalaşan karşılıklı iki çıplak erkek figürü de, Yunan sikkelerindeki en eski insan betimi olarak kabul edilebilirler. E. Işık tarafından 1992 yılında yayınlanan “Elektronstatere aus Klazomenai” isimli çalışmada ayrıntılı olarak ele alınan bu define, ilk sikke darbının başlangıcı tartışmalarına önemli katkılar sağlayabilecektir.

    Üzerlerinde  kantharos tutan karşılıklı çıplak erkeklerin betimlendiği üç stater [resim 04-09] üzerindeki insan figürlerinin stil açısından en yakın örneklerini Samos’da açığa çıkarılan ve bir müzik aletinin parçası olarak kabul edilen fildişi erkek figürü ile Girit’de açığa çıkarılan bronz eserler üzerinde bulmak mümkündür. Gerek bu paraler örnekler için önerilen tarihlemeler, gerekse Klazomenai staterleri üzerindeki figürlerin ellerinde tuttukları kantharosun formu M.ö. 650-620 tarihlerini düşündürmektedir. Benzer kompozisyonlu, karşılıklı iki çıplak erkeğin betimlendiği dördüncü staterde, figürler ellerini birbirlerinin yüzlerine doğru uzatmaktadırlar. Bu kompozisyonun en yakın örnekleri Girit’de M.ö. 7. yüzyıl ikinci çeyreğinde görülmektedir. Ancak Doğu Yunan sanatındaki paralelleri için yüzyılın sonları önerilebilir. Diğer üç stater de tek bir kalıptan çıkmıştır. Bunlarda sırt sırta duran aslan ve boğa protomları yer almaktadır. Lydia sikkelerindeki benzer örneklerde hayvanlar karşılıklı olarak betimlenmiştir. Smyrna buluntusu fildişi aslanla karşılaştırılmaları ve kontekstin buluntu durumu göz önüne alındığında, bu üç sikke definenin en geç darpedilmiş sikkeleri olarak kabul edilmeli ve M.ö. 7. yüzyılın sonları - 6. yüzyılın başlarına ait oldukları düşünülmelidir. Sırt sırta duran aslan ve boğa kompozisyonlu sekizinci staterin [resim 04-10]  stil özellikleri öncekilerden açık bir şekilde ayrılmaktadır. Hayvanların kütlesel başları ve ayrıntıların çizgisel olarak belirtilmiş olması, vazo sanatıyla daha rahat karşılaştırma olanağı vermektedir. Samos'da açığa çıkmış ve M.ö. 7. yüzyılın ikinci çeyreğine tarihlenen krater üzerindeki aslanla, aynı yüzyılın üçüncü dörtlüğüne tarihlenebilecek Torino oinokhoesindeki aslan arasında bir yere, olasılıkla yüzyıl ortalarına yerleştirilmelidir. Yüzyılın sonlarına ait, Smyrna'da açığa çıkan ünlü oinokhoe üzerindeki aslan, stil açısından çok daha gelişmiş özellikler göstermektedir. Antithetik olarak duran iki griphonun betimlendiği dokuzuncu stater, İonia vazo sanatındaki örneklerle karşılaştırıldığında M.ö. 660-630 tarihlerine; bir pegasosun betimlendiği son stater ise Korinth vazo sanatındaki örneklerle karşılaştırılırsa M.ö. 7. yüzyılın üçüncü dörtlüğü içine yerleştirilmelidir. Staterlerin tümünün arka yüzlerinde farklı formlarda quadratum incusum’lar yer almaktadır. Defineyi oluşturan sikkelerin erken ve geç örnekleri arasında en az yarım yüzyıl zaman farkı izlenmesi, buluntu durumlarının yalnızca bir terminus ante quem verebileceğini göstermektedir. Sikkelerin uzun bir süre boyunca biriktirildikleri düşünülmelidir. Bu önemli buluntu grubu, erken dönem İonia plastiğine yeni bilgiler katmasının yanısıra, sikke darbının Herodotos’un da belirttiği gibi M.ö. 7. yüzyıl ilk yarısında başladığını göstermesiyle de numismatik alanında ayrıcalıklı bir yer kazanmaktadır.

HBT sektörü buluntuları

    Kentin FGT ve MGT sektörlerinde yer alan bölümlerinin M.ö. 6. yüzyıl başlarında terkedildiğinin gözlenmesine karşın, HBT sektöründe bu yüzyılın ilk yarısına ait önemli buluntuların ortaya çıkarılması, kentin tamamıyla terkedilmediğini, batıdaki akropolis etrafındaki dar bir alanı kaplayacak şekilde küçüldüğünü düşündürmektedir. Burada tümü dikdörtgen planlı beş ayrı yapıya ait kalıntılar belirlenebilmiştir [resim 04-11]. Tabakalanması en iyi gözlenebilen yapı 'B' yapısıdır. 'B' yapısının inşasından önce bu alanın olasılıkla bir sel yatağı olduğu, suların açtığı derin yarıkların M.ö. 6. yüzyılın ilk yıllarında doldurularak alanın tesviye edilmesinden sonra  imar faaliyetlerinin başladığı anlaşılmaktadır. Sel yatağında, farklı derinliklerde ele geçen malzemeden bazılarının kırık kırığa birleşmesi, bu doldurma işleminin bir defada yapıldığını göstermektedir. Dolgunun altındaki buluntular arasındaki yaban keçisi stilinde bezenmiş yonca ağızlı bir olpe üzerinde karşılıklı duran geyik ve köpek betimlenmiştir [resim 04-12]. Formu itibarıyla güçlü Korinth etkileri gösteren vazonun en yakın örneği Torino Müzesi'ndedir ve M.ö. 7. yüzyıl üçüncü dörtlüğü sonlarına tarihlenmektedir. Gene yaban keçisi stilindeki bir diğer oinokhoe de M.ö. 7. yüzyılın üçüncü dörtlüğü içine yerleştirilmelidir. Buluntular arasındaki kuşlu skyphoslar genel olarak benimsenmiş kronolojilerine göre M.ö. 7. yüzyıl sonlarına tarihlenebilmektedir. Tüm veriler tesviye işleminin yüzyıl sonlarında gerçekleştirildiğini ve dolayısıyla 'B' yapısının da bu tarihlerde inşa edildiğini göstermektedir.

    'B' yapısında iki ayrı yapı evresi izlenebilmektedir [resim 04-13]. İlk evre tabanındaki tek in situ buluntu yaban keçisi stilindeki miks teknikli bir oinokhoedir. Kuzey İonia üretimi bu vazonun M.ö. 6. yüzyılın ikinci dörtlüğünün başlarında üretildiği kabul edilebilir ve yapının bu evresinin bitim tarihi için bir dayanak noktası oluşturmaktadır. Beyaz astarlı Khios amphoraları, rozetli skyphoslar ve İonia kandilleri de yüzyılın ilk dörtlüğü boyunca yapının kullanıldığını göstermektedir. HBT sektöründeki çağdaş tabakalarda ele geçen, Attika seramik ressamlarından, Gorgon ve "C" ressamlarına ait parçalar da aynı tarihi doğrulamaktadırlar. 'C' alanındaki ilk evre buluntuları arasındaki bir İonia kyliksi, bir Güney İonia ticari amphorası ve bir lotuslu skyphos [resim 04-14] M.ö. 6. yüzyılın erken yıllarına işaret etmektedirler.

    İkinci yapı evresiyle çağdaş tabakalarda, C alanında ele geçen oturan kadın figürü formundaki koku şisesinin [resim 04-15], belki de aynı kalıptan çıkmış bir benzeri Taras nekropolünde geç Korinth I seramiği ve siyah figürlü Attika kyliksleri ile birlikte bulunmuştur. Bu İonia üretimi in situ buluntu, ikinci yapı evresinin M.ö. 6. yüzyılın ikinci dörtlüğünden daha geçe tarihlenemeyeceğini düşündürmektedir. Bu yapı evresinde yaban keçisi stilinde bezenmiş seramiğe hiç rastlanmamış olması, araştırılan alanların sınırlı boyutları göz önüne alınarak, bu türün kronolojisi için şimdilik bir dayanak noktası olarak kabul edilmemelidir.

    HBT sektörü buluntuları, M.ö. 7. yüzyıl sonları – 6. yüzyıl başlarında kentin doğusundaki alanların terkedildiği bir dönemde, yaşamın kentin batı kısmında sürdüğünü ortaya koymaktadır. Gene bu sektörde yer alan zeytinyağı işliğinin ilk evresi de M.ö. 6. yüzyıl ilk yarısında kullanılmış olmalıdır. Yüzyıl ortalarındaki Pers işgaliyle birlikte, yerleşmede, endüstri alanlarında ve nekropolis'lerde gözlenen hiatus, bu sektörde de izlenmektedir.

Akropolis sektörü buluntuları

    Yerleşmenin  batısında yer alan tepecik, J.M.Cook tarafından arkaik dönem akropolisi olarak kabul edilmektedir. Büyük taşlarla tepeyi çevreleyen bir duvarın (sur ?) izleri görülebilmektedir. Tepe üstünde kısmen izlenebilen düzeltilmiş kaya yüzeyi ile podyum duvarına ait bölümlerden başka, buradaki tapınağa ait belirgin izler kalmamıştır. Bir kaç mimari terrakotta parçası dışında, bu yapıya ait olabilecek özel buluntu da ele geçmemiştir. Tepenin güney yamacında gerçekleştirilen sondaj kazılarında, tümü arkaik döneme ait büyük kaplar ve kabartmalı pithoslar bulunmuştur. Dağınık malzeme arasında ele geçen geç geometrik ve aralarında Attika siyah figür seramiği ressamlarından Sophilos’a ait bir parçanın da  [resim 04-16] bulunduğu erken arkaik seramik parçaları, tepenin erken dönemlerden itibaren kullanıldığını göstermektedir. Graffito'lu bazı parçalar üzerinde korunabilmiş ..]eqeke[.. ve ..]neq[.. ibareleri, akropolis tepesindeki yapının dini karakterine işaret etmektedirler. Sondajlarda ele geçen pişmiş toprak adak kalkanları ise, yapının Klazomenai’de varlığı bilinen Athena kültüyle ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. M.ö. 6. yüzyılın ilk yarısında akropolis tepesi güney yamacında seramik fırınlarının faaliyet gösterdiği belirlenmiştir.

Yapı Teknikleri

    Klazomenai’de inşaat tekniklerinin uzun süreler boyunca pek değişmediği izlenmektedir. Geç geometrik dönemden itibaren izlenmeye başlanan yapı tekniği, M.ö. 4. yüzyıl evlerinde de temel prensipleri değişmeden kullanılmıştır. Yerel kireç taşı (Urla taşı) kullanılarak yapılmış temeller üstünde, yatay bir düzlem oluşturmayı sağlayan toikhobat levhaları yerleştirilmektedir. Bunun üzerinde 40-50 cm. yüksekliğinde bir taş duvar yükselmektedir. Üst yapı kerpiçtendir. M.ö. 4. yüzyılda kullanılan alçı sıvalar (stucco) ve kireç harçlı tabanlar, arkaik dönemde kullanılmamıştır. Keza arkaik dönem çatılarında, belki bazı kamusal yapılar hariç, çatı kiremitleri de kullanılmamıştır. Çatılarda sıkıştırılmış topraktan düz damlar kullanılmış olmalıdır. Akpınar nekropolis'inde ele geçen ve bir ev şeklinde yapılmış lahitten yola çıkarak [resim 11-14], bazı yapıların da kırma çatı şeklindeki saz çatılarla örtüldüğü anlaşılmaktadır. Evler arasında dar koridorlar şeklinde boşluklar (peristhasis) bırakılmaktadır. Ortaya çıkarılan taş döşeli avluların tek bir eve mi ait olduğu, yoksa bir kaç evin ortak kullanımına açık mekanlar mı olduğu şimdilik söylenememektedir. Gerek evlerin, gerekse belirlenebilmiş sokakların yönlerinin, kentin tüm sektörlerinde hemen hemen aynı yönde olması (kuzeydoğu-güneybatı ya da kuzeybatı-güneydoğu), düzgün ızgara plan söz konusu olmasa da, düzenli bir kentle karşı karşıya bulunulduğunu düşündürmektedir.

Erken arkaik dönem seramiği

    Gerek Akpınar nekropolis'inin, gerekse HBT sektöründe sel yatağı içindeki dolgu tabakasının gösterdiği gibi Klazomenai’de M.ö. 7. yüzyıl ortalarından itibaren yaban keçisi stilinde seramik üretildiği anlaşılmaktadır. Bu tarih şimdiye dek Kuzey İonia seramik atölyeleri için düşünülen tarihten çok daha erkendir ve Güney İonia ile yaklaşık aynı tarihlerde yaban keçisi stili seramik üretiminin başladığını göstermektedir. Dönemin yaygın ve sevilen seramiği olan Korinth vazolarının etkisiyle,  vazoların dış yüzeylerinin beyaz ya da açık renkli bir astar ile kaplandığı izlenmektedir. Şişkin oval gövdeli yonca ağızlı oinokhoeler, gene yonca ağızlı ve Korinth etkili olpeler erken dönemin en sık karşılaşılan vazo formlarıdır. Pyksis, krater, dinos, skyphos, amphora ve stamnos da zaman içinde kullanılan diğer vazo formlarını oluşturmaktadırlar. Bu tür seramiğe adını veren yaban keçisi başta olmak üzere, kaz, köpek, tavşan, aslan, geyik, domuz ve boğa sık kullanılan figürlerdir [resim 11-05]. Figürlerin dış hatlarının belirtildiği ve koyu renk firnisle boyanan kısımlarda ayrıntıların astar renginde rezerve bırakıldığı teknikte, çeşitli tipte rozetler doldurma motifleri olarak kullanılmaktadır. Bazı örneklerde, vazonun omuzunda yer alan ana motif, basit bitkisel bezemelerle sınırlandırılmıştır. Erken örneklerde sıklıkla görülen gövde altındaki içi boş ışınlar, dönemin sevilen kuşlu skyphosları üzerinde de sıklıkla görülmektedir. M.ö. 7. yüzyılın son dörtlüğüne tarihlenebilecek örneklerde, insan figürlü sahneler arasında kadınların birbirlerini bileklerinden tutarak yaptıkları ritüel dans betimleri yer almaktadır. Kuzey İonia atölyelerinde M.ö. 7. yüzyılın sonlarından başlayarak, rezerve tekniğin yanısıra, Korinth etkisiyle ayrıntıların kazınarak belirtildiği siyah figür tekniğinin de eklendiği miks teknikli vazolar  üretilmeye başlamıştır [resim 04-20]. Güney İonia atölyelerinin kullanmadığı bu tekniğin M.ö. 6. yüzyılın ilk yarısı boyunca kullanımda kaldığı anlaşılmaktadır. Yaban keçisi stilinde bezenmiş seramiğin geleneksel olarak, M.ö. 570 civarında üretimden kalktığı öne sürülegelmiştir. Her ne kadar HBT sektöründe gerçekleştirilen kazılarda, M.ö. 570-550 arasına tarihlenen ikinci yapı evresinde yaban keçisi stilinde seramiğe rastlanmamışsa da, araştırılan alanların küçük boyutları bir sonuç çıkarmak için yeterli görünmemektedir. Öte yandan M.ö. 546’daki Pers işgaline kadar varlıklarını sürdürdüğü anlaşılan Yıldıztepe Nekropolis'i ve Akropolis seramik atölyeleri kazıları yaban keçisi stili seramiğin yüzyıl ortalarına kadar varlığını koruduğuna işaret etmektedirler. Klasik tipteki Klazomenai lahitlerinin erken örnekleri üzerinde görülen rezerve teknikteki bezemenin de [resim 04-17], doğrudan doğruya yaban keçisi stili seramikten esinlendiği anlaşılmaktadır.

    Geç geometrik dönemden itibaren kullanılan kuşlu skyphoslar [resim 11-03], M.ö. 7. yüzyıl ortalarında yeni bir akım olarak başlayan yaban keçisi stili ile koşut olarak üretilmeye devam edilmiştir. Özellikle M.ö. 7. yüzyıl ikinci yarısında, bu subgeometrik skyphoslarda farklı kaide ve dudak formlarının yan yana kullanıldığı anlaşılmaktadır. Yaban keçisi stilindeki seramikte de gözlenen gövde altındaki içi boş ışınların, kuşlu skyphoslarda M.ö. 7. yüzyılın ortalarından başlayarak kullanıldığı izlenmektedir. Yüzyılın ortalarından itibaren ince bandlı skyphosların da, vazo bezeme repertuarına eklendiği görülmektedir. Yüzyılın sonlarında kuşlu skyphoslar kullanımdan kalkarken, bandlı ve rozetli skyphosların yanısıra lotuslu ve gözlü skyphoslar üretilmeye başlanmıştır. Aynı formun yaban keçisi stilinde bezenmiş örnekleri bilinmektedir [resim 11.21]. Klazomenai'nin diğer bezemeli seramik grupları arasında kalın bandlı ve dalga çizgili seramikler yer almaktadır.

    Klazomenaililerin M.ö. 7. yüzyıl ortalarında deniz aşırı merkezlerle giriştiği yoğun ticari ilişkilerin göstergesi olan ticari amphoraların form ve bezeme sistemlerinin geçirdiği değişikliklerin başlangıç aşaması erken arkaik dönem boyunca izlenebilmektedir. Yüzyılın ortalarından itibaren üretilmeye başlanan tipik Klazomenai amphoralarında klasik ağız profili başta olmak üzere form özelliklerinin ancak M.ö. 7. yüzyıl son dörtlüğünde özgünleştiği izlenmektedir. Öte yandan amphoraların kaide profilleri başlangıçtan beri, göreceli olarak değişmeden kalmıştır. M.ö. 7. yüzyıl ikinci yarısına tarihlenen örneklerde, omuz, gövde ve kulplardaki bandların yanısıra, omuzda yer alan bandlar üzerinde, şimdiye kadar yalnızca Khios amphoralarından bilinen yatay “S” motiflerine rastlanmıştır [resim 04-18]. M.ö. 6. yüzyıl içinde ise “S” motifinin kaybolarak, salt yatay bandlı bezemenin sürdüğü anlaşılmaktadır.


Ana Sayfa Konum  |  Ion kentinin kurulusu  |  Geometrik donem kenti   |  Erken arkaik donem kenti  |  Gec arkaik donem kenti  |  M.ö. 5. yuzyil kenti  |  M.ö. 4. yuzyil kentleri  |  Hellenistik ve Roma donemi kenti  |  Seramik islikleri  |  M.ö. 6. yuzyil zeytinyagi islikleri  |  M.ö. 6. yuzyil demirci isligi  |  Nekropolis alanlari  |  Yayinlar